|

|
İzmir'in Tarihi Kent
Tarihi Ve Kentlilik
XX. yüzyılın başladığı sıralarda dünya nüfusunun sadece onda biri
kentlerde yaşamaktaydı. Aynı yüzyıl biterken durum çok değişmiş, yer
yüzündeki her üç kişiden birisi hayatını kentlerde sürdürmeye
başlamıştı. Günümüzdeki beklenti ve geleceğe yönelik olarak yapılan
çıkarımlar ise, önümüzdeki bir-kaç on yıl içinde her iki kişiden
birisinin kentlere yerleşmiş olacağına işaret etmektedir.
Ülkemizdeki durum da, dünyadaki eğilimle benzerlik gösteren bir
çizgide evrilmektedir. Geride kalan son yüzyıl içindeki bu değişim,
özellikle eski dünyanın binlerce yıllık geçmişleriyle, insanlık ve
uygarlığın belgesel kanıtları olan tarihsel kentlerini, acil çözüm
bekleyen sorunlarla karşı karşıya bıraktı. Bu kentlerin tarihsel
dokularıyla, yeni ihtiyaçların dayattığı yapılaşma ve kentleşme
biçimleri arasında çatışmalı bir durum yaşanmaya başladı. Değişen
zaman ve koşulların doğurduğu ihtiyaçların baskısı, tarihsel kent
dokularını geri dönüşüm imkanı bırakmadan yok olma tehlikesiyle
baş-başa bıraktı. Geçmişten gelen uygarlık birikiminin taşıyıcısı
olan kentsel doku ile yeni yapılaşma arasında ahenkli çözümler
bulmak, ivedi bir ihtiyaç haline geldi. Bu ihtiyaç, kentler ve
kentleşme hakkında düşünmeyi, ortaya çıkan sorunlara çözümler
üretmeyi ve bunları uygulayacak kurumları çeşitlendirmeyi zorunlu
hale getirdi. Hızlı kentleşmenin yarattığı ve sorunlara çözüm
aranırken, kentlerin tarihi üzerine yapılan çalışmaların da
yoğunlaştığı görüldü. Çünkü kentlerin tarihsel serüvenlerini
araştırmak, tarihsel deneyimleri öğrenerek kentlerin bugünü üzerine
düşünmek anlamına gelmektedir. Bu çalışmalar kentlerin ortaya
çıkışları, yerleşme tipi olarak özelliklerinin neler olduğu, nasıl
yönetildikleri, planlamanın evrimi ve konut tipleri gibi konularda
geçmişte oluşan deneyimleri, yeni kuşaklara aktarmaya başladı. Çok
geçmeden kent tarihlerini araştırmanın, günümüzdeki kuşaklar için
işlevsel olduğu fark edildi ve bu araştırmalar yaygınlaştı. |